THE WORKS OF DENİZ SAĞDIÇ WILL BE EXHIBITED IN DENIM DAYS NEWYORK AND AMSTERDAM WITH THE COOPERATION OF BOSSA.

 

The artist Deniz Sağdıç is in cooperation with one of the most prominent denim manufacturers i.e. Bossa for the most prestigious activity of the denim world, Denim Days.

 

Aiming to reorganize the used objects to visualize the different perspectives of cultural and social values, Sağdıç approaches the denim as both subject and material, which she uses in her recent works.

 

After discovering the deep intellectual and conceptual meanings of denim beside its wide possibilities as a tool during some of her works which consisted of used denim pants in scope of Ready-ReMade project, the artist therefore amplified her research on denim. According to the artist; denim single-handedly has broken through the ethnical, economical and cultural boundaries and separation which may be the primary problem of todays world and found a common ground among the individuals of different cultures from the most remote and rural places to the most crowded metropolises.

 

The universal position of such textile product which covers the body like a skin, in the world of civilization where skin color may cause segregation, is unique for the art of Sağdıç. Therefore, she aims to make mankind remember the humanity with the works mostly consisting of portraits made out of denim with different techniques, retelling the whole story.

 

The works of art which Deniz Sağdıç produced especially for the Denim Days activity using Bossa products will be exhibited in 22-23 of September in Denim Days New York, and 22-28 October in Denim Days Amsterdam, in the activity zone which Bossa especially prepared.

 

Furthermore, during the exhibition, Deniz Sağdıç will hold workshops in which cutting and distressing techniques on Bossa products with the attendance of the visitors.

 

 

DENİZ SAĞDIÇ’IN DENİM ESERLERİ BOSSA İŞBİRLİĞİYLE

DENIM DAYS NEW YORK VE AMSTERDAM’DA SERGİLENİYOR.

 

 Sanatçı Deniz Sağdıç, dünyanın önde gelen denim üreticisi Bossa ile  denim dünyasının en prestijli etkinliği Denim Days için işbirliği yapıyor.

Kullanılmış objeleri yeniden düzenleyerek kültürel ve sosyal kimi olguları farklı yönleriyle görünürleştirmeyi amaçlayan Sağdıç, son dönem çalışmalarında denimi konu ve malzeme olarak ele alıyor.

Sanatçı, Ready-ReMade projesi kapsamında kullanılmış denim pantolonlardan oluşan kimi çalışmaları sırasında denimin bir malzeme olarak geniş imkanlarının yanında barındırdığı derin düşünsel ve kavramsal anlamları keşfetmiş, böylece denim ile ilgili araştırmalarını derinleştirmiştir. Sanatçıya göre; denim, günümüz dünyasının belki de birincil sorunu durumundaki etnik, ekonomik ve kültürel sınır ve ayrışmaları tek başına kırmış, dünyanın  uzak ve kırsal bölgelerinden, en kalabalık metropollerine kadar farklı kültürlere sahip bireylerin ortak paydası olmayı başarmıştır.

Tıpkı ten gibi vücudu sarmalayan bir tekstil ürününün, ten renginin kimi zaman bir ayrışma konusu olabildiği medeniyet dünyasındaki bu evrensel konumu, Sağdıç’ın sanatı için eşsizdir. Bu nedenle farklı tekniklerde denimle oluşturduğu portre ağırlıklı çalışmalarıyla insanı insana hatırlatmayı, yeniden anlatmayı amaçlar.

Deniz Sağdıç’ın Bossa ürünlerini kullanarak Denim Days etkinlikleri için özel olarak ürettiği çalışmalar 22-23 eylül tarihlerinde Denim Days New York, 22-28 ekim tarihleri süresince Denim Days Amsterdam’da Bossa’nın özel olarak hazırladığı etkinlik alanında izleyiciyle buluşuyor.

 

Düalite

 

 

Zıtların birlikteliği…

Doğru ve yanlış, güzel ve çirkin, iyi ve kötü, aydınlık ve karanlık…

Yüzyıllardır insanoğlunun neden ve niçinini aradığı bu kavramlar üzerine yeni bir bakış getirecek olan “Düalite” sergisi 12 Mayıs – 9 Haziran tarihleri arasında D Design Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sergi “Düalite” kavramının sanatla olan ilişkisini tekrar gündeme getirmek ve irdelemek üzerine hareket ediyor.

Düalitenin adından ve doğasından kaynaklanan sonsuz çağrışımların görsel kodlarla ifade etmenin yollarını keşfetmeye, olasılıkları izleyici ile paylaşmaya odaklanan sergi, farklı kuşaklardan, deneyimlerden gelen sanatçıların, birikimlerini, sanatsal ifadelerini, oluşturdukları dili; iki, ikilik, ikilem, zıtlık, benzerlik, uyum kavramları etrafında yeniden okumaya açıyor.

Sergide yer alan sanatçıların eserleri, ikişerli ve birbirleriyle diyalog kuracak şekilde düzenlenerek gösteriliyor. Aynı zamanda büyük bir yerleştirme gibi algılanacak sergide hem eserlerin ikili diyalogları hem de bütünde oluşacak diyalog ile izleyicinin düalite kavramı üzerinden bütünsel algılamayı sorgulaması hedefleniyor.

 

6. ÇANAKKALE BİENALİ BAŞLIYOR!

GEÇMİŞTEN ÖNCE – GELECEKTEN SONRA

29 EYLÜL – 11 KASIM 2018

 

Çanakkale Bienali İnisiyatifi (CABININ) tarafından düzenlenen ve OPET’in ana desteğiyle hayata geçirilen Çanakkale Bienali, 6. edisyonunda Troya’dan ilham alıyor. Çanakkale kent merkezi ve Troya bölgesinde farklı mekanlarda 6 hafta süresince gezilebilecek Çanakkale Bienali 37 uluslararası sanatçının, geçmiş ve geleceğe dair kavram, imge ve ekolojilerden beslenen, farklı medyumlarla üretilmiş eserlerini “Geçmişten Önce – Gelecekten Sonra” başlığı altında bir araya getiriyor. Yerel, ulusal ve uluslararası ölçeklerde işbirliklerinden destek alan katılımcı bir yaklaşımla sürdürülen Çanakkale Bienali İnisiyatifi, Bienal’in sanat yönetmenliğini de üstleniyor.

Sanatçılar:

Adrian Paci, Agnes-Meyer Brandis, Akın Aksu, Cem Demir, Hertog Nadler, Çınar Eslek, Deniz Sağdıç, Derviş Zaim, Emre Zeytinoğlu, Fani Zguro, Ferhat Özgür, Georgios Katsagelos, Guy Ben Ner, Hayri Esmer, Hülya Özdemir, Jakob Gautel, Janis Rafa, Jason Karaindros, Josephine Turalba, Katrin Korfmann & Jens Pfeifer, Krassimir Terziev, Larissa Sansour & Søren Lind, Mehmet Erim, Nancy Atakan, Nazlı Gürlek, Nuri Bilge Ceylan, Pınar Yolaçan, Serhat Kiraz, Servet Koçyiğit, Seydi Murat Koç, Seyhan Boztepe, Tufan Baltalar, Ugo La Pietra, Yeni Anıt

6. Çanakkale Bienali’nin kavramsal çerçevesi, zamanı tarihselleştirmede kullanılan birimlerden ilham alıyor: “Geçmişten Önce – Gelecekten Sonra”, belli milatlardan öncesi ve sonrası (MÖ/MS) ya da daha nesnel bir bakışla günümüze olan uzaklığı (GÖ-Günümüzden Önce) üzerinden tarif edilen tarihsel zamanın yatay (coğrafi) ve dikey (tarihsel) açılımlarına yönelen sanat üretimlerinden bir seçki sunmaya hazırlanıyor.

6. Çanakkale Bienali ana mekanlarından olan ve 2018 Troya Yılı’nda hizmete açılacak Troya Müzesi’nin Süreli Sergi Salonu’nda mitolojik ve tarihsel yönleriyle Troya’ya odaklanan eserler sergilenecek. Hemen ören yerinin yanında bulunan ve kısa süre önce OPET Tarihe Saygı Projesi kapsamında yenilenen ve arkeo-köy’e dönüştürülen Tevfikiye’deki özgün mekanlar ise Bienal sergilerinin yanı sıra film gösterimlerine ve atölye çalışmalarına ev sahipliği yapacak.

Bienalin Çanakkale kent merkezindeki sergi mekanları ise CABININ’in 5 yıl önce hizmete açtığı etkinlik mekânı MAHAL ile genç sanatçı ve tasarımcıların son yıllarda Çanakkale kültür hayatına kazandırdığı ve farklı işlevlere sahip bağımsız kültür mekanları Bordo Bina, Sanatsever ve Stüdyo Mavinil olacak. Bienal’in kurumsal ortaklarından olan Troia Vakfı’nın Korfmann Kütüphanesi’nde ise Videoist’in oluşturduğu 11 sanatçılık bir video seçkisi yer alacak.

Çanakkale Bienali’nin tamamlayıcısı olan Bienal Çocuk, Bienal Genç, Bienal Engelsiz ve Bienaldeyiz programları kapsamında, bienalin açık kaldığı 6 hafta süresince hayata geçirilecek film gösterimi, söyleşi ve atölyeler Çanakkale kent merkezi ile Troya, Tevfikiye Köyü arasında sürdürülebilir bir yaratıcı etkileşim zemini oluşturmayı amaçlayacak.

 

 

İstanbul’da yaşayan Türk ve Suriyeli sanatçılar ve sanat uzmanları arasında, sanatsal iletişim ve paylaşım kadar, gelecek dönemde olabilecek işbirlikleri için fırsat yaratma amacıyla yola çıkan proje kurgusunu atölye ve sergi olarak tasarladık. Projenin üretim aşaması olan ilk etap 06 -18 Aralık 2016 tarihleri arasında UNIQ Gallery & UNIQ Space’de gerçekleşti. Açık Stüdyo başlıklı atölye kapsamında üretim yapan 5 Suriyeli 5 Türk sanatçıya UNIQ Gallery & UNIQ Space iki hafta süresince ev sahipliği yaptı. Galeriyi bir üretim ve paylaşım mekanı olarak kullanan sanatçılar, komşu iki kültürün etkileşimi içerisinde birarada olma ekseninde projenin sergileme aşaması için üretimlerini gerçekleştirdiler. ABD İstanbul Başkonsolosluğu, Turkmall Sanat ve Uniq İstanbul’un desteğiyle gerçekleşen “Together - Birlikte” projesi yaşadığımız olumsuzlukları, savaş ortamını, misafir olma ve misafir etme durumlarını sorguladığımız bir yaklaşımla ortaya çıktı. Türkiye’deki çeşitli derneklerle iletişime geçerek bu projeyi olgunlaştırmaya başladık. İnsan Kaynaklarını Geliştirme Vakfı, Istanbul&I oluşumu ve Ashoka Konferansları sayesinde Suriyeli sanatçılar ile tanışma fırsatı bulduk. Suriyeli sanatçılarla gerçekleştirdiğimiz portfolyo günlerine Türk sanatçıları da davet ederek, karşılıklı etkileşimi projenin hazırlık sürecinde başlattık. UNIQ Space, üretim yapan yaratıcı kişilere açık bir mekan olarak yapılandırıldı. Bu anlamda mekânımızın yapılanma biçimi ve söylemi projenin oluşum aşamasını besledi. Projemiz, ortaklaşa çalışmaya, birbirini keşfetmeye ve paylaşımlarımızdan ilham almaya devam etme isteğimizle daha da olgunlaştı. Sanatçılarla bir aradalığımızda, üretim biçimleri ve pratikleri kadar günümüz yaşam kaygılarına da ayak uydurma biçimlerini tanıma fırsatı bulduk. İşte tamda bu noktada sanatın, bizler için iyi bir hayatın nasıl olacağına dair ip uçlarını verdiğini hatırladık. Kaygılanmak yerine, üretmeye devam etmenin ve bir arada olmanın dayanışması içinde birlikte iki hafta geçirdik. Süreç boyunca, konuşarak, neşeyle üreten sanatçılar kadar kabuğuna gizlenmiş bir şekilde malzemeyi işleyen, dışarıdan kopan ve tek başına çalışan sanatçıların varlık yokluk biçimleri de deneyimlendi. Ritimleri, düşünme ve üretim biçimleri farklı sanatçıları bir araya getirdik. Tek bir fikir üzerine gittik, o da bir arada üretme fikri. İki haftanın sonunda katmanlı paylaşımın üretimleri ortaya çıktı. Her şeyden önce insan olarak bir arada olmayı ve paylaşmayı deneyimledik. Atölye mekânı bizi ayrıştıran konuları durumları değil bizi bir arada tutan konulara odaklanmamızı sağladı. Sanatın içindeki ve dışındaki konulardan oluşan sohbetlerimiz birlikte üretimin ve dayanışmanın gerekliliği üzerineydi. İzleyicinin de katıldığı projenin ilk aşamasında ziyaretçiler, sanatçılarla konuşma ve hatta üretim süreçlerine dahil olma fırsatı buldular. “Together - Birlikte” projesi ile, kişisel birlikteliklerin yanı sıra toplumsal, kültürel temaları ve sürdürebilirliği de besleyen bir alan yaratmış olduğumuza inanıyoruz. Sanatın dönüştürücü gücüne inancımızla yapılandırdığımız birlikte projesinin çıktılarını Ocak – Mart 2017 tarihleri arasındaTurkmall Sanat’da sergiliyoruz. Bir arada üretimin kendine yeni alanlar açması umuduyla… UNIQ Gallery & UNIQ Space

 

 

 

When we look at the time period we live in, we see that the place and the status of women is still being questioned. This situation, created by the discourse of hate and evil embedded into the human brain by the ordinary course of living and the educational system, is nothing but a phenomenon created by the logic of otherizing carried into our day by a negative heritage of thought based on history. However, the woman, whom this logic otherizes, looks down upon, externalizes, in order words traps in a corner, is also an indispensible subject of life as a mother, sister, wife, daughter, neighbor and friend and therefore her position in the social life is beyond argument.

 

Women are the true representatives of nature by their fertility and their positive contributions to life. They have been constructive, guiding and unifying against the destructive masculine, have withstood time by bringing to life and nurturing and have been on the path to immortality with their conduct of life. Perhaps, this is the invisible method of resistance of the feminine against the masculine and this situation remains unchanged in the 21st century which we have entered as in the past. Women are still facing numerous problems such as domestic violence, child marriage, their right to education being prevented and abuse in daily life and business life.

 

“Women in the Corner” gives artists the opportunity to express themselves with artworks in different disciplines and aims to initiate a discussion rather than making a determination concerning the situation.

 

 

 

 

ENDLESS ART TAKSİM, 20 EYLÜL TARİHİNDE “KİM’LİK: BARINILAN YER” PROJESİYLE KAPILARINI AÇIYOR.

 

Endless Art Taksim, 8000 yıllık geçmişiyle yaşayan açık hava müzesi İstanbul’un kalbi Taksim’de sanatın farklı alanlarının aynı anda deneyimleneceği, sanatseverlerin günün sonunda konaklayabilecekleri farklı bir ‘Sanat Ev’ini kente kazandırıyor. Görsel sanatlardan tiyatroya, konserlerden beden atölyelerine sanatın farklı disiplinlerine özel alanlar sunan Endless Art Taksim, 15. İstanbul Bienali, Komşu Etkinlikler kapsamında gerçekleştirilecek “Kim’lik: Barınılan Yer” başlıklı projeyle kapılarını sanatseverlere açıyor.

 

Konaklama hizmetlerinin de verildiği bir ‘Sanat Ev’i yaklaşımıyla alışılmışın dışında bir sanat merkezi deneyimi sunan Endless Art Taksim’in ilk konukları 15.İstanbul Bienali’nin Türkiye dışından katılımcı sanatçıları oldu. Endless Art Taksim aynı dönemde gerçekleştireceği komşu etkinliklerin yanı sıra 15. İstanbul Bienali’ne konaklama hizmetleriyle de destek veriyor.

 

Endless Art Taksim “Kim’lik: Barınılan Yer” başlıklı açılış sergisinde sanatçının kendi varoluşuyla aynı zamanda coğrafyanın kültürel kim’liğini de var edişini görünürleştirmeyi amaçlıyor. Kendi varlığını inşa etmeye yönelik her yaratımın isteyerek ya da farkında olmaksızın toplumun kültürel yaşantısını şekillendiren taşlardan oluşunun izleri sürülüyor.

 

Öte yandan sanat kurumu kim’liğinin görünme, görünürleşme bağlamında sanatçının kim’liğine olan etkileri, aynı çatı altında bir araya geliş biçiminde yapıtın kurum kim’liğini inşa etmekteki işlevi karşılıklı var oluş ilişkisi içinde ele alınıyor.  Tüm bu var oluş döngüsü, özellikle günümüzde toplumun kültürel kim’liğinin sanat bağlamında dolaysız bir belirleyicisi haline geliyor.

 

Kim’liğin siyasi ya da coğrafi sınırlamalardan bağımsız biçimde, ethos kavramı çerçevesinde ele alındığı projede, ethos kelimesinin Yunanca karşılığı olan “barınılan yer” bağlamı, aynı zamanda Endless Art Taksim’in konaklanabilen Sanat Ev’i özelliğine de gönderimde bulunuyor.

 

 

 

 

Imagined homes

 

The Thessaloniki Biennale of Contemporary Art, first inaugurated in 2007, is organised by the Greek State Museum of Contemporary Art and has assumed the responsibility of bringing together Thessaloniki's various artistic sectors while simultaneously providing a further international voice to Greece's artistic scene. Although tested by the current social conditions and the downsizing of available financial resources, the 6th Thessaloniki Biennale is to be executed using the Museum's own resources –its manpower and collaborative relationships– to take full advantage of the region's existing cultural capital, as well as the wealth of Thessaloniki’s architectural heritage. The core aspiration of the 6th Biennale is to cultivate a model of co-curation, to diffuse contemporary art throughout the city, and to utilise synergies in Greece and abroad.

 

Home, as an imagined construct, constitutes the thematic core of the 6th Thessaloniki Biennale. The terms “hearth” (hestía) and “home”, here refer to notions not only of residence, but also of community and homeland, a place where one feels safe and accepted, has one's roots, and develops the core of one's social and family relationships. Today, however, for much of the world the above notions are uncertain, with thousands of people obliged to leave their homelands for other, hopefully safer, places. These notions therefore exist only within the imaginary, as constructs, projections and expectations.

Taking today's increasing immigrant influx as its starting point, the 6th Thessaloniki Biennale focuses on the fluidity and continuous redefinition of the notion of “home”. The topics upon which the research and formation of the artistic, educational, and exhibition programs are based are therefore: the contemporary diaspora; identities; the emerging feelings of familiarity; new practices of assimilation, acceptance, and co-existence that correspond to alternative understandings of gender, religion, family, and community in the widest sense possible.

 

 

 

 

Düşler sadece gece mi görülür?

 

Eğer siz de böyle düşünenlerdenseniz, bu sergi size ‘Gündüz Düşleri’nin nasıl olabileceğine dair ipuçları verecek.

12 farklı sanatçının bilinçaltlarının bir yansıması diyebileceğimiz bu sergide, sanatçılar masalsı bir anlatımla kendi hayal dünyalarından diğer insanlara ufuklar açıp izleyiciyi her eserde farklı bir serüvene sürüklüyor.

Özellikle genç kuşak sanatçılara verdiği destekle Türk sanat piyasasında önemli bir misyon edinmiş olan Summart, 2016’nın ilk sergisinde sadece bir sergi açma algısının ötesinde sanatseverlere heyecanla keşfedilmeyi bekleyen bir süreci yaşatmayı hedefliyor.

 

 

 

‘SE 7EN’LER; AŞKIN ÇOCUKLARI

 

Aşk; günümüz insan yaşamının, coğrafi ya da siyasal sınırlar gözetmeyen temel kavramlarından biri haline gelmiştir. Öyle ki modern sonrası dönemde sıkça dile getirilmesine, tartışılmasına alıştığımız küresel ekonominin kullandığı önemli enstrümanlardan oluşu bir yana, küresel ekonominin şekillendirdiği popüler bir kavram olduğuna yönelik iddialar, kendilerine sağlam kanıtlar bulacaktır. Birey kimliğinin inşasına yönelik güncel yaklaşımlar bir yana aşk; özünde insan olma durumuyla neredeyse özdeş bir olgudur. Bu özdeşlik, sözünü ettiğimiz küresel kültürün salt duygular zemininde var edişinden ziyade, insanın doğadaki diğer canlılardan ayrıştığı temel noktaya temas eder. Temas edilen bu noktanın aynı zamanda sanatın da köklerinin yeşerdiği alan olması rastlantı değildir. Zira doğada yaratma yetisi itibariyle diğer canlılardan ayrışan insanın, yaratma fiilini aşktan bağımsız olarak ortaya koyabilmesi mümkün değildir.

Bugün duymaya alıştığımız, medeniyetin temel kavramlarını binlerce yıl önce ilk olarak dile getiren Platon, Şölen (Symposion) diyalogunda sevgiyi tartışır. Diyalogun düğüm noktasına kadar, tüm bilgeler ağız birliğindedir ki, sevgi; büyük bir tanrı ve güzele ait olandır. Antik Yunanlılar sevgiden neden tanrı olarak bahsetmişlerdir? Sevgi dedikleri, aşk olarak dile getirdikleri Eros’tan başka bir şey değildir de ondan. Başta belirttiğimiz gibi, küresel kültürün sıkça figüre ettiği şekliyle, oklarını insanlara fırlatarak aşık olmalarını sağlayan, ele avuca sığmaz o tanrı, Eros. Platon diyaloglarının her zamanki başkahramanı Sokrates, Şölen diyalogunda sevginin tanımını kadın bilge Diotima’dan öğrendiğini dile getirir. Diotima açıklar, aşkın aslında ne olduğunu Sokrates’e. Diotima’ya göre aşk; iyi ve güzel şeylerin istenmesidir. İyi ve güzel şeylere ulaşanlar mutludurlar. Bir şeyi isteyenler, o şey kendilerinde mevcut değilse bunu istemektedirler. Tanrılar bir şeyden yoksun olamayacaklarına göre, demek ki aşk, yani iyiyi, güzeli isteyen Eros, tanrı değildir. O zaman aşk nedir?

Alıştığımız şekliyle, insanlara oklarını atarak aşık eden popüler kültür ürünü Eros gibi, bir diğer popüler kültür ürünü de şeytandır. Diotima’nın açıklamasıyla iyiyi ve güzeli kendinde mevcut olmadığı için isteyen Eros, tam da bu nedenle tanrı olamayacağı için, yarı insan yarı tanrı, yani bir Daimon’dur. Tıpkı Eros’un günümüz kültüründe farklı anlamlara evirilmesi gibi Daimon da şeytana dönüşmüştür. İroni o dur ki, aşk, sevgi ve iyi gibi kavramlarla birlikte en son duymayı düşüneceğimiz olgudur şeytan. Semavi dinlerin Yunan paganizminden sıyrılmak için farklılaştırdığı simgelerin başında gelir Daimon. Esasında Yunanlı için Daimon, tanrılarla insanlar arasında bir köprü, bilginin kaynağı, insanın yaratma yetisinin özü, dolayısıyla sanatın temel taşıdır. Öyle ki kaynağını Daimonla teşkil eden sanat, yaratım enerjisini de Eros’tan alır. Eros sayesinde insan, güzele, iyiye ve bilgiye yönelir. Yunan felsefesinde iyiyi, güzeli arayarak idrak etmiş, bunu yapabilmenin enerjisini de aşkta bulmuş insan ‘sofos’tur. Sokrates’e iyiyi, güzeli ve insanı bunlara yönlendirenin aşk olduğunu öğreten Diotima da bir ‘sofos’tur. İyiyi, güzeli kavramış dolayısıyla hakikati idrak etmiş kişi olarak ‘sofos’un dilimizdeki karşılıklarından biri de ‘seven’dir. Öyle ki onu iyi ve güzel olana yönelten, tüm hayatını hakikati bulmaya adaması sevmesinden ileri gelir.

 

Bu anlamda sanatçı da, sanatın günlük yaşamın pratikleri çerçevesinde işlevsizliğine rağmen sanatıyla hakikatin peşinde koşan, yaratan olarak ‘seven’dir. Bu nedenle aşkın olmadığı bir yaratıdan, sanatın içinde olmadığı bir aşktan söz etmek imkânsızdır.

Eros ya da Daimon gibi iyi, güzel ve aşkın da bambaşka anlamlara evirildiği günümüzde, insan olma durumunun, çağı ne olursa olsun değişmez esasını koruyabileni çocuklardır. Çocuğun, naiflik olarak karşıladığımız saflığı, yaşamsal süreçten bağımsız olarak sanatçılarda yaşamaya devam eder. Sanatçı, bahsettiğimiz gibi iyiye, güzele yönelen, bu yönelmeyi ‘seven’ olarak aşkta bulan yegane insandır. Tüm farklılaşmalara, kirlenmelere, evrimlere karşın sanatçı, insan olmanın unutulmuş hakikatini hatırlayan, Yunan mitolojisinde erişkinliğe geçişi temsil eden ‘Lethe’ ırmağının suyundan içip, çocukluğunu unutan insana hakikatini hatırlatandır. Bu yıl LOVE 360 festivalinin, yaşlarıyla değil, insan olmanın gerçeğini görebilen ve bunu çalışmalarıyla diğer insanlara deneyimleyen çocuklar olarak sanatçıları merkezine alması bu bakımdan manidar. Uniq İstanbul, LOVE 360 festivali süresince farklı disiplinlerden sanatçılarla izleyiciye yaşamın özünü, aşkı deneyimlemeyi vaat ediyor. İnsan olmanın temel anlamı olarak aşk; ‘seven’lerin; Ahmet Rüstem Ekici, Ahu Akkan, Cansu Tanpolat, Deniz Sağdıç, Sabahat Çıkıntaş, Serdar Yörük ve Zafer Malkoç’un kendi dillerinde yeniden hayat buluyor. Günümüz karmaşık dünyası içinde görünemeyen, yığıntılar arasında yitip giden gerçek olarak aşkı, hala hissedebilen, görebilen, 7 (seven) sanatçı bizlere tekrar anımsatıyor. Bu yönüyle sanat; aşkın dili, sanatçılar; aşkın saf çocukları olarak karşımızda duruyor.

 

VİS SANAT, YENİ SEZONUN İLK SERGİSİNDE GENÇ SANATÇI DENİZ SAĞDIÇ’IN “Ready-ReMade” BAŞLIKLI PROJESİNE YER VERİYOR. IŞIK GENÇOĞLU KÜRATÖRLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞEN SERGİ, 4 EKİM - 13 KASIM 2016 TARİHLERİ ARASINDA İZLENEBİLİR.

 

Evrensel değerler zemininde, güncel teknolojiyle geleneksel olanı birleştirerek, kültür ve sanatın toplumsal katmanların tümüne yayılmasını sağlama hedefiyle yola çıkan Vis Sanat, sezona Deniz Sağdıç, “Ready-ReMade” sergisiyle başlıyor.

Deniz Sağdıç, Ready-ReMade olarak kavramlaştırdığı yaklaşımında, sanatta biçim ve düşünce düzleminde ortaya konulan ayrıştırmalara odaklanıyor. Sanatçı, günlük kullanım nesnelerini, görece tüketilip, terk edildikleri noktalardan kendi deyimiyle “devralarak”, bu nesnelere kendisiyle özdeşleşen çizgilerle müdahalelerde bulunuyor. Bu yöntemle, düşünceyi yaratıcı eylemle ilişkilendiren Sağdıç, buluntu nesneyi sanatın doğasında yeniden var etmeyi amaçlıyor.

Sağdıç’a göre; hazır yapım –ready made– nesnenin sanata dahil olmasıyla yaratıcı eylemin yerini düşünceye bıraktığına yönelik kabul edilmiş yaklaşım; sanatı, yalnızca eser üzerinden değerlendiren bir sanat tarihi okumasıdır. Söz konusu yaklaşım, eseri de biçim çerçevesinde incelemektedir. Böylece hazır yapım nesneyle biçim unsurlarından sıyrılan sanatın, sadece düşünceyle, öncül ve saf halini kazandığı ileri sürülmüştür. Deniz Sağdıç, “Ready-ReMade”de hazır yapım nesneye biçimsel müdahalelerde bulunarak söz konusu yaklaşımla bu bağlamda bir hesaplaşmaya girişir.

Sağdıç’ın yürürlükte olan sanat yaklaşımıyla hesaplaşması, kaçınılmaz olarak sanatçı tanımına da yöneliktir. Sağdıç’a göre söz konusu yaklaşım sadece sanatı değil sanatçıyı da eser üzerinden tanımlamakta, sanatçının ‘ne’liğinden öte ‘kim’liği zemininde temellendirmektedir. Bu şekilde, sanatta hepten beri sanatçısıyla ‘var’ olan düşüncenin, ilk olarak hazır yapım nesneyle yürürlüğe girdiği yanılsamasına düşülmüştür. Sağdıç’ın “Ready-ReMade” yaklaşımı, yaşadığı dönem, hayata getirdiği biçim ne olursa olsun sanatçının ilk günden beri düşüncesiyle var olduğuna vurgu yapar.

“Ready-ReMade” kavramıyla oluşturulan çalışmaların her birinde nesneler, kazandıkları yeni biçimlerle birbirlerinden bağımsız içeriklere sahip olurlar. Kimi çalışmada evrensel insan davranışları sorunsallaştırılırken, bir başka çalışma yaşamın güncel pratiklerine yönelik eleştiriler taşımaktadır. Düşün dünyasına ait çeşitli kavramların görünürlük kazanmasına yönelik deneme örneklerinin de yer aldığı sergide, kimi nesneler yalnızca Sağdıç’ın kendilerine atadığı işleve yönelik isimler çerçevesinde farklı bir içeriğe bağlamlanır.

 

Deniz Sağdıç, “Ready-ReMade” sergisi Işık Gençoğlu küratörlüğünde, 4 Ekim 2016 tarihinden itibaren Vis Sanat’ta izlenebilir.

 

 

 

DENİZ SAĞDIÇ’IN “TİN” BAŞLIKLI SERGİSİ

 

Deniz Sağdıç, “TİN” başlığı altında topladığı çalışmaları ile 16 Şubat 2016 tarihinden itibaren Çankaya Belediyesi, Galeri Çankaya sergi salonunda izleyiciyle buluşuyor. Sağdıç, 2014 yılında başladığı serisinde, antik dönemden buyana düşünce dünyasının temel inceleme konusu olmuş, modern dönemle birlikte sanatçılar için öncelikli sorunsal haline gelmiş “Tin” kavramına; kendi penceresinden farklı yaklaşımlar ortaya koyuyor.

 

Duyularla algılanan, kabul edilmiş temsillerin, zihnin derinliklerinde yeniden işlenişlerine çeşitli önermeler sunan sanatçının kendisiyle özdeşleşen anlatım biçimiyle hayata getirdiği çalışmaları monokrom renklerle kurgulanıyor.

 

Sanatçının “Tin” başlıklı serisi ekseninde şekillenen sergiye, farklı tekniklerde hayata getirdiği çalışmalar ile önceki dönemlere ait örneklere de yer veriliyor. Serginin açılışı, Deniz Sağdıç’ın da katılımıyla, 16 Şubat 2016 Salı günü Saat: 18:30’da Galeri Çankaya’da gerçekleştirilecektir.

Contemporary Istanbul, 3 - 6 Kasım tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda 11. yılını kutluyor.

Çok normal bir hayat, çok normal zamanlar yaşadığımızı varsayarsak bu sene de Kasım ayının gelmesiyle sanat piyasanın canlandığı, sanatseverlerin yerli-yabancı galerileri bir arada ziyaret etme fırsatı bulduğu Contemporary Istanbul başladı. 3 - 6 Kasım tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda 11. yılını kutlayan fuar, 20 ülkeden 70 galeri ve 520 sanatçının 1500’ü aşkın eserle gerçekleşiyor.

 

 

 

 

Tabu - Ege Bölgesi Görsel ve Plastik Sanatlar Derneği Sergisi

 

Ege Bölgesi Görsel ve Plastik Sanatlar Derneğinin İzmir İş Bankası Sanat Galerisinde yapılacak bir sonraki sergi projesi 'TABU'ya tüm sanatçı ve sanatsever dostlarımızı davet ederiz ...

 

Tabu, insan davranışlarının belli alanları ya da belli normlarla ilişkili olarak kutsal veya dokunulmaz olarak tanımlanmış oldukça güçlü sosyal yasaklara denir. Etnologlar tarafından Polinezya dillerinden alınıp kullanılmaya başlanmıştır. "Kutsal" nesnelerde olduğu gibi çelişkili bir yapısı vardır, iki karşıt anlamı da taşır. Hem "kutsal" hem "kirlenmiş" şeyler tabu olabilirler. "Tabu" karşılığında birçok dilde kullanılan sözcükler de iki zıt anlamı birden taşırlar.Bazı tabular geçici, belli dönemler içinken bazıları süreklidir. Evrensel bir tabu yoktur ancak tabu mekanizması her zaman aynıdır. Bazı nesneler, kişiler ya da bölgeler tamamen farklı bir ontolojik sisteme dahil olurlar ve bunlara dokunmak ontolojik düzlemde ölümcül sonuçlar doğuracak bir kırılmaya neden olur.

 

 

 

 

Sanat Moda Oldu 3 Haziran-30 Haziran 2015

Genç sanatçıların giyilebilir sanat çalışmalarından oluşan Sanat Moda Oldu sergisi

3 Haziran-30 Haziran 2015 tarihleri arasında Summart'ta görülebilir.

Tarih : 3 Haziran 2015 - 30 Haziran 2015

 

Sanatçıların kendilerine ait bir dille oluşturdukları yapıtların birer yansıması niteliğinde olan giysiler modanın giy-kullan-tüket-at mantığına karşı sanatın var edici özgün yapısını referans almaktadır. Denizhan Özer’in küratörlüğünü yaptığı genç sanatçıların giyilebilir sanat çalışmalarından oluşan Sanat Moda oldu sergisinin açılışı bir defile ile olacak. Defilede izleyiciye sunulacak olan giysiler ise, giysiden daha çok sanat yapıtı özelliği taşıyacak.

 

 

 

 

Sivil toplum örgütleri arasındaki diyaloğu güçlendirmek, sanatsal ve kültürel faaliyetler ile farkındalık yaratmak, sivil katılımın güçlenmesine katkı ve Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki kültürel iletişimin gelişmesini sağlamak amacıyla, İtalya’da faaliyet gösteren Lunaria Derneği ve Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ile ortaklaşa gerçekleştirilen Sivil Toplum Diyaloğu İçin Sanat projesi,Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaklaşa finansmanı ile hayata geçiriliyor.

Proje kapsamında 05Mayıs 2015 tarihinde, Pamukkale Üniversitesi Dans Topluluğu, Dünya Türküleri Topluluğu ile İstanbul’dan gelen konuk sanatçıların katkılarıyla Pamukkale Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde saat 17.00-19.00 arasında dans gösterisi, saat 20.30-22.30 arasında ise müzik dinletisi gerçekleştirildi.Öğretim üyeleri, öğrenciler ve tüm Denizlilere açık olan müzik ve dans gösterisinde farklı kültürlerin örnekleri sunular aksanatın evrensel dili ve birleştirici gücü iletüm katılımcılarda ayrımcılık konusunda farkındalık oluşturulması hedeflenmiştir.

Proje kapsamında Ocak ayında gerçekleştirilen atölye çalışmasında; 12 yerli ve yabancı sanatçı tarafından üretilen eserler,Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ev sahipliğinde İstanbul’da sergilendi.Eserlerin, Mayıs ayı içerisinde Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı ev sahipliğinde Denizli’de sanatseverlerle buluşması planlanmaktadır.

 

 

 

 

DENİZ SAĞDIÇ’IN “TİN” BAŞLIKLI SERGİSİ 29 HAZİRAN TARİHİNDEN İTİBAREN MİNE SANAT GALERİSİ BODRUM YALIKAVAK PALMARİNA’DA

 

Deniz Sağdıç, “TİN” başlığı altında topladığı çalışmaları ile 29 Haziran 2015 tarihinden itibaren Mine Sanat, Bodrum Yalıkavak Palmarina Galerisi’nde izleyiciyle buluşuyor.

 

Sağdıç, 2014 yılında başladığı “Tin” serisinde, antik dönemden buyana düşünce dünyasının temel inceleme konusu olmuş, modern dönemle birlikte sanatçılar için öncelikli sorunsal haline gelmiş “Tin” kavramına; kendi penceresinden, yeni yaklaşımlar sunuyor.

 

Genç sanatçı, somut imgelerin duyularla algılanan, kabul edilmiş ifadelerini, kendine has pentür tekniğiyle yeniden yorumlarken tuvalde görmeye alıştığımız üslubunu, çoklu katmanlarla, şeffaf yüzeylere uygulayarak oluşturduğu çalışmaları da ilk defa bu sergide izleyicinin karşısına çıkıyor.

 

Serginin açılış kokteyli 29 Haziran 2015,  Saat: 18:00’da. Palmarina’daki Mine Sanat mekanında yapılacaktır. Tüm sanatsever dostlarımızı bekliyoruz.

 

 

 

 

Shakespeare’in sözleriyle açmıştık ilk Maddenin Halleri sergisini: “Düşlerimiz ve biz aynı malzemeden yapılmışız.” Malzemenin düşlerimizi gerçekleştirmede oynadığı rolü en iyi sanatçı ve tasarımcılar anlatabilir demiştim. Çünkü bu kişiler malzemeyi, düşlerini aktarmak için aracı olarak kullananlardır. Düşler, kimi zaman bir ahşap, kimi zaman bir mermer kimi zaman yağlı boya kimi zaman da kumaşlar ile şekil bulabilir. Her bir sanat eserinde ya da tasarım ürününde sanatçının izlerini malzeme aracılığıyla ararız. Bu noktada malzemeye sadece aracı demek biraz haksızlık olmuş olabilir. Kimi zaman bir malzeme de yaratıcı kişilikleri düş kurmaya sürükleyebilir.Ancak malzemenin eserin önüne geçmesi riski de her zaman vardır. Burada daha evvel yaptığım bir alıntıyı yinelemek isterim;“Yeni malzemeleri kullanıp sanat eserine çevirebilmek için gerçekten iyi bir sanatçı olmak gerekiyor. Buradaki tehlike, kanımca, malzemelerin fizikselliğinin eserin fikri haline gelecek denli öne çıkması.” 1

2012 yılındaki ilk sergiden bugüne serginin kapsamı ve temsil ettigi düşünceler daha da önem kazandı, altını çizdiğimiz fikirler farklı perspektiflerden de değer buldu. Mayıs ayında Milano’da başlayan ve altı ay sürecek olan Milano World Expo’nun bu yılki teması “Feeding The Planet, Energy For Life” (Gezegeni Beslemek,Yaşam İçin Enerji) olarak belirlendi.Yani yaşamın malzemesi ‘yiyecek’ ana temaydı. Geleceğin en önemli meselesinin artık ‘tarım, yiyecek, beslenme’ olacağını ‘doğal yaşam, ekoloji, organik’ kavramlarının yükselişinde, küresel ısınma etkilerini yavaş yavaş hissetmeye başlamamızla da fark eder olmuştuk.

Bu farkındalık son dönemde pek cok sanat kurumunu da etkiledi, sergilere ilham verdi. Yaşam malzemelerimizin en başında gelen ‘su’, bu yıl İstanbul Bienali’nde Carolyn Christov-Bakargiev tarafından ‘TUZLU SU: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori’ başlığıyla bir dizi işbirliği içerisinde şekillenmeye devam ediyor. Alman Galerie Ludorff’un ‘Open Water’ (Açık Sular) sergisi, Leonarda Di Caprio’nun John Gerrard imzalı ‘Solar Reserve’ (Güneş Rezervi) isimli enstalasyonu the Los Angeles County Museum of Art (Lacma, Los Angeles Sanat Müzesi)’ya bağışlayacak olması gibi pek çok yeni haberler sanat gündeminde olacak.

Pek çok malzeme ile dolu bir konum (Tarihi Yarımada), malzemelerin kusursuz isçilikle zamansız tasarımlarla yaratıldığı bir marka, dinamik bir sanat & tasarım galerisi üçgeni içinde doğan ve büyümeye devam eden Maddenin Halleri üçüncü yılında cok daha konsantre olmuş olarak ziyaretçilerini bekliyor. Ahşabın ham halinden olgun hale dönüsünü konu edinen Atilla Kuzu & Nesren Jake birlikteliği, camın hem aydınlatma hem enstalasyon hem de dekoratif sunumu ile çesitliliğini gösteren Egemen Vuruşan & Gökhan İldiri, derinin tasarım ürününden heykele dönüşünü izleyeceğiniz Ahmet Baytar & Ferahnaz Apdiç sergide yer alan 21 grup ve 7 bireysel çalışmadan sadece birkaç örnek.

Tüm sanatçı ve tasarımcı dostlarıma tüm eforlari için sonsuz teşekkürler, Maddenin Halleri’ne sağlık!

Şanel Şan Sevinç Istanbul, 2015

 

We launched the first States of Material exhibition with words from Shakespeare: “We are such stuff as dreams are made on”.The artists and the designers can talk about the role the material is playing in realizing our dreams, the best, as they are the ones who describe their dreams by through material.These dreams can find form in wood, marble, oil paint or fabric. In each artwork or design product we look for traces of the artist in the material.Thus it would be unfair to mention material only as a mediator. Sometimes a material can take a creative mind to a journey into imagination. However, there is always the risk of the material’s rubbing out the effect of the artwork. I would like to reiterate a quote here;“It takes a good artist to use new materials and make them into a work of art.The danger is, I think, in making the physicality of the materials so important that it becomes the idea of the work.”

Since its first one in 2012, the scope of the exhibition and the ideas it represents gained more importance and the points that we emphasize gained more value from different perspectives. The theme of Milan World Expo, that has started in May in Milan and will go on for six months, is “Feeding The Planet, Energy For Life”. Thus, the material of life “nurture” was the main theme.We began to discover that the most important topics of the future was going to be “agriculture, nurture, nutrition” from how the “natural life, ecology, organic” trends have come up and from how we started to feel the effects of climate change.

This awareness has also recently affected many art institutions and inspired exhibitions. Being the first material of life,“water” is the subject of Istanbul Biennial this year, with the title SALT WATER:A Theory of Thought Forms by Carolyn Christov-Bakargiev.

Such news as; the German gallery, Galerie Ludorff’s exhibition;“Open Water”, Leonarda Di Caprio’s donating John Gerrard’s ‘Solar Reserve’ installation to the Los Angeles County Museum of Art (Lacma) will take their place on the art agenda.

States of Material, born and continuing to grow in a triangle of a venue with many materials, a brand that is created with timeless designs made with impeccable craftsmanship and a dynamic arts&design gallery, is expecting its visitors, in its third year with much more focus.The collaboration of Atilla Kuzu&Nesren Jake who focus on the transformation of wood from its raw to mature state, Egemen Vurusan&Gökhan Ildiri who present the variety of use of glass; in lighting, in installations and as an item of decoration, Ahmet Baytar&Ferahnaz Apdic who present the transformation of leather from a design product to a sculpture, are only some examples of the 21 group and 7 individual projects in the exhibition.

I would like to thank all my artist and designer friends for their efforts. Long live the States of Material!

Şanel Şan Sevinç Istanbul, 2015

 

 

Art Quake Kyoto 2015 JAPAN CREATIVITY BIENNALE

 

Thirty five artists, from twenty countries in Asia, the Middle East, Europe and around the world, have brought paintings, sculptures and other works they have created along the theme of “peace”, and are presenting these works at the 5th Floor Gallery of The Museum of Kyoto.

 

This exhibition was organized by Rowena Martinez Ulayan, a woman painter from the Philippines who currently lives in the Turkish metropolis of Istanbul. Almost none of the works in this exhibition have ever been shown in Japan before.

 

Istanbul is a crossroads of Eastern and Western cultures. For this artist, as a woman and immigrant who is based there, “peace” is a rather more fervent wish than we in Japan can imagine. And all over the world, though situations may differ from place to place, “peace” is a fervent wish. These artists with their diverse cultural backgrounds all have such fervent wishes for “peace”, and have in earnest attempted to answer them with the works of art they have contributed to this exhibition.

 

The artists participating in this exhibition are hoping it will be an opportunity for them to contemplate “peace” together with the people of Japan. In addition, these artists, many of whom are visiting Japan for the first time, hope to set off on inquiries into Japanese culture, and in doing so gain inspiration for their creative work.

 

Moreover, this exhibition will provide an extremely rare opportunity to view works by women artists from the Middle East, which are almost never presented in Japan.

 

Venue:the 5th Floor Gallery of The Museum of Kyoto. date:17th -22th march2015,10:00~18:00(last day ~17:00)

 

 

 

40 Yaş Altı 40 Genç Sanatçı

 

07 - 28 Ekim 2015 tarihleri arasında Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde, Serdar Yörük'ün küratörlüğünü yaptığı ve genç sanatçıların katılacağı disiplinlerarası bir karma sergi açılacaktır. Sergide; akademik eğitimi olan, alanlarında yetkin, 40 yaş altında, 40 sanatçının eserlerinden oluşan bir seçki sunulacaktır. Genç sanatçıları göz önüne çıkarmak, üretimlerini görünür kılmak ve desteklemek amacıyla oluşturulan sergide resim, heykel, seramik, dijital sanatlar, tekstil, enstalasyon gibi birçok sanat disiplininden seçkin örnekler sergilenecektir. Açılış  07 Ekim 2015 tarihinde saat 18:30'da gerçekleşecektir.

 

 

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

‘’KURDELE’’

20 DEĞERLİ ÇAĞDAŞ SANATÇININ ESERLERİ

GALATEA ART GALERİDE

GALATEA ART GALERİ 04 MART – 31 MART 2015 TARİHLERİ ARASINDA , 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ VESİLESİ İLE OLUŞTURULAN , 20 DEĞERLİ ÇAĞDAŞ SANATÇININ ESERLERİNİN YER ALACAĞI ‘’KURDELE’’ İSİMLİ KARMA SERGİYE EV SAHİPLİĞİ YAPACAKTIR.

 

 

 

‘’KURDELE’’

‘’Bir kadın...Darmadağın olmuş ruhuna ,kurdeleler bağlanmış.Boynuna ,kalbine dolanmış boğuyor...Ayaklarına dolanmış özgürlüğü çalınmış ,beline dolanmış namus olmuş alınmış,satılmış,öldürülmüş...’’

Bir senaryoydu kadının hayatı.Başrollerinde kendinin olduğu,senaryosunun dini ritüellere göre toplumun yazdığı...

Kırda şehirde ,dünyanın ,her köşesinde kadına uygulanan fiziksel,psikolojik,ekonomik...şiddet hep aynı senaryoyla,fakat değişik boyutları ile artarak devam ediyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesi ile oluşturulan,kadının kişiliğini,maneviyatını ucuzlaştıran ve basitleştiren düşüncelere karşı ,kadın sorunlarına duyarlı ve bilinçli sanatçıların eserleri ile oluşturulan ‘kurdele’ sergisi 04 Mart 2015 saat 18:00 da Galatea Art Galeride sanatseverlerle buluşuyor.

Sergi ezilen,korkutulan,sessizliğe mahkum edilen tüm kadınlara ses olsun!

Hatice Dönmez

Sanatçılar:

Aylin Çakıner (Fotoğraf),Ayda Aksakal(Heykel),Bengisu Muazzez Kurtuluş (Resim),Bilge Kutlu (Heykel), Demet Güngörür (Heykel) ,Deniz Gökduman (Resim),Deniz Sağdıç (Resim) , Dinçer Güngörür (Heykel) , Elif Zeynep Karagöz (Resim), Nalan Türkeri ( Resim) , Ercan Arslan (Resim) , Gamze Duman (Resim), Gökhan Taş ( Heykel) , Hatice Dönmez (Heykel), Oben Yılmaz (Resim) ,Reşat Ceylan (Resim) ,Sibel Niksarlı (Heykel), Suzan Tümkaya (Heykel),Tolga Boztoprak (Resim),Yeşim Ustaoğlu (Seramik)

Performans Sanatçıları:

Hilal Kuvvet , Seda Çakmaksoy , Sinem Çubuk

 

DENİZ SAĞDIÇ'S EXHIBITION TITLED "TİN" AT ATATÜRK CULTURE, ART AND CONVENTION CENTER, ESKİŞEHİR ON DECEMBER 18

December 18, 2015 - January 18,  2016

 

 

 

 Deniz Sağdıç meets her audience with her artworks gathered under the name TİN (Soul) on December 18 2015 at Eskişehir Metropolitan Municipality Atatürk Culture, Art and Convention Center Exhibition Hall.

Sağdıç, in her series which started on 2014, brings different approaches from her window to concept "Tin" which has been main subject of analysis of world of thought since ancient period and became a top priority problematic with modern period. The Artworks which has been  created by the artist who brings various representations for reprocessing of the sensate, accepted presentations in the depths of the mind  with her unique expression style that identifies her are characterized with monochrome colors.

In the exhibition which is mainly based on "Tin" titled series of the artist, her artworks which have been created in different techniques and artworks belong to her previous periods are also included. The opening ceremony of the exhibition will be held at the Atatürk Culture, Arts and Convention Centre Exhibition Hall on December 18, 2015 Friday, at 18: 00.

All art lovers are invited.

 

DENİZ SAĞDIÇ: “TİN, BENİM İÇİN; YAPITLARIMIN HAYATA GELİŞ SÜRECİNİN TAM KARŞILIĞIDIR.”

 

11 Kasım - 20 Aralık 2014 tarihleri izlenebilecek Ressam Deniz Sağdıç’ın kişisel sergisi ile ilgili sohbetimize eşi Sanat Yazarı Dolunay May’da eşlik etti. Sadece sanat üretimi değil, sanat üretiminin arkasındaki felsefe ve sanatçının sosyolojik, psikolojik formasyonu da konuşmamızın odağını oluşturdu.

 

RÖPORTAJ:ÜMMÜHAN KAZANÇ

 

Sevgili Deniz, “TİN” başlıklı sergin 11 Kasım – 20 Aralık 2014 tarihleri arasında Güneş Sigorta Sanat Galerisi’nde yer alıyor. Beşinci kişisel serginde, geçmişten buyana birçok sanatçının, düşünürün inceleme ve deneme alanına girmiş olan “Tin” kavramına pentür üzerinden nasıl bir bakış sunuyorsun?

 

Deniz:“Tin”, düşün dünyasınca dile getirilmiş, o dünyadan ayrı düşünülemeyecek sanatçıların da kafa yordukları bir terim. Üzerinde çokça düşünülmüş, işlenmiş, bu nedenle de aynı zamanda riskli, iddialı bir başlık. Ama sanatın tam da anlamının; bu tür tartışmaların, risklerin, iddiaların sularında yüzmek, düşün dünyasının temas ettiği düğümleri gevşetmeye çalışmak, kendince çözüm önerileri sunmak olduğunu düşünüyorum. Zaten kavramlar dünyası, düşünce adamlarının ve sanatçıların işgal ettiği yegâne alan değil midir? Bildiğiniz gibi terimin Batılı aslının dilimizdeki karşılığı bile tartışmalı. Ama tartışmanın taraflarının iddialarının yanında tabii ki “Tin”in benim düşün dünyamdaki karşılığıdır sergimdeki yapıtlar.“Tin” benim için; yapıtlarımın hayata geliş sürecinin tam karşılığıdır ki bu süreçten kastım, fırçanın tuvale ilk dokunduğu andan öte, beni etkileyen bir görüntünün, bir nesnenin, herhangi ruh halinin zihnimde oluşturduğu imgelemi yansıtabilme dinamiğidir.

 

Dolunay:Deniz ile beraberken bu duruma alışmak gerekiyor, örneğin birlikte yolda yürürken herhangi bir şey, bir ağaç, bir nesne, bizler için sıradan olan bir şeyi görüp dakikalarca inceler, o an sizinle birlikte değildir, bambaşka yerlere doğru gittiğini görebilir, bu durumuna alışık değilseniz endişe edebilirsiniz. Bir obje gibi yanına alabileceği bir şeyse, alır, değilse her zaman yanında taşıdığı defterini çıkarıp kendince resmetmeye başlar. Çoğu zaman baktığı şey ile çizdikleri bile bambaşka şeylerdir, dışarıdan bakan için…

 

Deniz:Bu bir idrak anı, pratik yansımalarında farklılıklar olsa da tüm sanatçıların, üreten ruh halinin bu şekilde işlediğini düşünüyorum. Hatta mağara duvarına püskürttüğü boyayla el izlerini bırakan öncül atalarımızın, aynı idrak halinin, kendi varoluşlarını deneyimleyen bir ruh halini yansıttıklarına inanıyorum. İzleyicinin, bu bahsettiğim süreçten ziyade resimlerimin karşısına geçtiğinde kendi ruh dünyasında tinsel bir yolculuğa çıkmasını, belleğinin tortuları arasında unuttuğu, belki de daha önce hiç fark etmediği bir özü deneyimlemeye teşvik edebilmeyi isterim.

 

“Aşk” olgusunun bu sergide ayrı bir yeri olacak gibi. Bu konuda neler söyleyebilirsin?

 

Deniz:“Tin” kavramı benim için aşkla ilintili. Ama bu günümüz kültürünün dile getirdiği anlamdan öte, düşünen bir zihnin, artık hayvandan ayrıştığı kesinleşen bir özün, algılamaya, anlamlandırmaya başlaması, anlamlı bulup yaşamaya karar vermesini sağlayan aşkı anlıyorum. Sanatın da bu aşkın bir aracı olarak var olageldiğini düşünüyorum.Aynı zamanda bu düşünürlerin ve sanatçıların kesiştiği bir başka nokta değil midir, filozof da sanatçı da öğrenme, sorgulama, kazıma aşkıyla yanıp tutuşmaz mı?

 

 

Genellikle resimlerinde “kadın” imgesini kullanıyorsun. Sanırım bu serginde de öyle. Kadın imgesi üzerinden vurgulamak istediğin kavramlar, söylemler nelerdir? Eşin ve Sanat Yazarı Dolunay May resimlerindeki kadın imgesini şu sözlerle anlatıyor bir yazısında: “Deniz Sağdıç resimlerinin merkezini bir kadın işgal eder. Bu kadınlar, Sağdıç’ın tercihinden öte bir bilinçaltının öngörülemez dışavurumudur çoğunlukla. Kadın imgelerinin, planlı bir eleştiriden öte güdülerin espasta hayat bulan uzamları olduğunu, formların çevresiyle oluşturdukları amorf ilişki ele verir. Deniz Sağdıç’ın hemcinslerine olan organik bağı değildir bu dışavurumun kaynağı. Bir insanlık halinin cesaret bulmuş yansımasıdır genel anlamıyla.” Bu cümlelere neler eklemek istersin?

 

Deniz:Aslında Dolunay güzel özetlemiş (Gülüyor). Şaka bir yana, kadının; günümüz dâhil, tarih boyunca insanlık halinin sosyolojik, kültürel, siyasal durumuna turnusol bir konumda olduğunu düşünüyorum. Şimdi siz söyleyince düşündüm de, benim yüksek lisans tezim bile kadın temeli üzerine kurulu. Bir toplumdaki ruh durumunu anlamak için kadına bakmanız kâfidir, öyle çok derinlere inmeye bile gerek yok, o toplumun kadınına ait herhangi bir fotoğrafa bile bakmanız yeterli gelecektir. İnanın en detaylı araştırmalar kadar veri sunacaktır size.Bu görülerin gerisinde bağlı olabileceğim tek düşüncenin sanatın kendi ideolojisi olduğunu sanıyorum, feminizm ya da herhangi başka kavramın öncül olduğu, ayrıştırıcı sistematiklerin varlığını tartışmalı buluyorum. Çoğu zaman bu tip yanıltıcı öngörülere neden olmamak için kadını, en azından imgesel anlamda konu etmemeye çalışsam da sonuçta “tin”insize fısıldadıklarından uzak duramıyorsunuz.

 

İlk bakışta “İşte bu bir Deniz Sağdıç resmi” dedirten bir resim tekniğin var. Okuyucularımız için tekniğin ve hangi sanat akımı içinde incelenmesi gerektiği konusunda bilgi alabilir miyiz?

 

Deniz: Evet, resimlerimin dediğiniz anlamda ayrışan bir doğası var. Hatta bu konudaki ilk tespit, profesyonel sanat hayatımın ilk yıllarında, sevgili Yahşi Baraz’ın; “Şimdiye kadar dünyanın her yerinde, binlerce sanatçının eserlerini izledim, seninkine benzer bir üslupla karşılaşmadım” sözüdür. O dönem sevimli bir jest cümlesi olarak karşıladığım bu sözün gerçeği yansıtabilme ihtimalini, Yahşi Baraz’ın tüm dünyadaki sanatı yerinde takip eden, onlarca yıllık bir tecrübeyi de arkasına alarak bu sözü sarf eden biri olduğunu sonradan öğrendim. O dönem bırakın dünya sanatını, Türk Sanat dünyasının üretimlerine bile pek aşina değilken, günümüzde internetin de imkanlarıyla, dünyada üretilen sanatın ne olduğuna dair bilginiz olmaması imkansız. Hala “resimlerin şu ressamınkilere benziyor” diyen bir tecrübe yaşamadım. Sanırım özgünlük dediğimiz de tam böyle bir şey. Ama özgünlük bıçak sırtı bir durumdur, çünkü sanatçılar değilse bile sanatseverler ya da sanat dünyasının sanatçılar dışındaki profesyonelleri de belli bir akımın takipçisi olabiliyorlar. Ama resimlerimin ayrışan yanı tekniğinden çok daha öte anlamlarda benim için. İzleyici için haliyle biçim olarak algılanan yapı, benim için ifademin pratikte hayat bulduğu bir yansıması. Dolayısıyla terminolojik olarak teknik diye tabir edilebilecek, öncül bir planlama yok ortada. İfade biçimim el yazım gibi, bir konunun eskizini bile yaparken istemim dışında,imgeler o yöne doğru şekil alıyorlar. Yağlıboyayı sevişimin ardında da bu gerçek var sanırım, çoğu zaman fırçam, yağlıboyanın kimyasal özelliklerini de arkasına katar, kontrolsüzce akar gider, tıpkı hiçbir akımın durağında mola veremeyeceği gibi.

 

Resimdeki başarını akademik hayatında da devam ettiriyorsun. Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü 2003 yılında Fakülte Birinciliği ile tamamlamışsın. 2013 yılında başladığın Doğuş Üniversitesi Plastik Sanatlar Yüksek Lisans Programı’na da Başarı Bursu ile kabul edilmişsin. Bu başarılı çizgini ileride nasıl bir noktaya taşımayı hayal ediyorsun. Kendin için çizdiğin büyük resimde neler var?

 

Başta da söylediğim gibi sanatçı olmanın bir araştırma, bilme, öğrenme, sorgulama açlığı olduğunu düşünüyorum. Hal böyle olduğunda okul gibi, sizden bir öğrenim edimi beklenen durumlarda ister istemez beklentileri karşılamış oluyorsunuz. Sıra dışı bir gelişme olmazsa, halen öğrenim gördüğüm yüksek lisans programından da birincilikle mezun olacağım gibi görünüyor. Okulları çok değerli buluyorum açıkçası, kitaplarından takip etmeye çalıştığınız, yapıtlarını, seminerlerini izlemek için özel efor sarf ettiğiniz nice değerli bilim insanını karşınızda bulmaktan, bu anlamda daha heyecan verici ne olabilir. Her sanatçıda az veya çok bulunan akademizme mesafeli yaklaşım benim için de söz konusuydu, hala öyle. Sağ olsunlar, akademik çevrenin uzunca süredir gösterdiği ısrarın üzerine başarı burslu bir teşvik de eklenince kayıtsız kalmak imkansız hale gelmişti. Bu nedenle eğitimime devam edeceğim gibi görünüyor ama bir eğitimci olmak anlamında, en azından yakın gelecekte böyle bir kariyere sanat üretimi içerisinde yoğunlaşmam söz konusu olamayacak gibi duruyor.

 

 

THE WORKS OF DENİZ SAĞDIÇ WILL BE EXHIBITED IN DENIM DAYS NEWYORK AND AMSTERDAM WITH THE COOPERATION OF BOSSA.

 

Kadın figürünün metalaşma olgusu, kültürel ve toplumsal alanın en yoğun etüt edilen sorunsalıyken, yine aynı figür öteden beri sanatın birincil biçim tercihidir. Küresel kültür endüstrisi kadın figürünü yeni kitle tüketim yönlendirmeleri içine kaynaştırmakla kalmamış, bu yönlendirmelerin başat unsuru olarak kullana gelmiştir. İnsan algılamaları bu kullanıma o kadar yoğun maruz kalmaktadır ki, kadının metalaştırıldığı en soğuk imgeler bile günlük hayatın olmazsa olmazları arasındadır. Bu metalaştırma çoğu halde gelenekten de güç alarak, o metanın tüketimini gerçek anlamda tüketip yok etmeye kadar götürmektedir. Bu çalışmamda: tüketilen olarak kadının, günümüz tüketim unsurları gibi önce ambalajlanarak, nihayetinde hunharca tüketilişine tekrar bakmak istedim.

The usage of woman as a commercial figure is the most critisized subject but on the other hand, woman is the most used subject of art since past. The global culture industry has never hesitated to manipulate woman as an advertisement object eversince it started to grow up.This image has been the indispensable factor of mass consumption.This reifying has not only been limited with trading area but also has destroyed woman slowly by backing of traditions in lots of cultures. In this work of mine, I wanted to observe the wrapping,the embellishing of woman and then her being destroyed as every trade product.

 

İklim Değişimi

28 Mayıs - 13 Eylül 2014 / Nişantaşı

“İklim Değişimi” sergisi 28 Mayıs – 16 Ağustos 2014 tarihleri arasında Bozlu Art Project Nişantaşı’nda…

 

İklimsel dalgalanmaların insan üzerindeki etkisi yüzyıllardır toplumsal kırılmaların, yeni ritüellerin, içsel devinim ve değişimlerin belirleyicilerinden biri olmuştur. Doğanın kendi evrimsel süreçlerinde yaşanan gelişmeler ya da manipülatif iklimsel etkilerin oluşturduğu sonuçlar, belirgin sosyal değişikliklerin anahtarı sayılabilir. Sel, deprem, kuraklık gibi doğa olayları veya savaşlar, ticari ilişkiler gibi siyasi faktörlerin insan üzerindeki etkisi yüzyıllardan beri edebiyattan, plastik sanatlara kadar uzanan bir çizgide yaşanan değişim ve dönüşümlerin belirleyicisi olmuş, yeni sanat akımlarının ve düşünce biçimlerinin doğmasına sebep olmuştur. Tüm bu süreçler içinde çevreyle olan bağlarını dolaylı veya dolaysız bir şekilde sanatlarına aktaran sanatçılar ise çok yönlü anlamlar taşıyan “İklim Değişimi” kavramının etkilediği bireyler olarak kendi öznel varlıklarının da içsel iklim değişimini yaşar konumdadır.

 

Bozlu Art Project, “Bağlantı”, Arka Yüz” ve “Sınırlar Ötesi”  sergilerinden sonra, yaz boyunca sürecek dördüncü sergisini “İklim Değişimi” teması üzerine odaklıyor. Özlem İnay Erten’in küratörlüğünde gerçekleştirilen sergide, 13 sanatçının “İklim Değişimi” kavramından yola çıkarak ürettikleri resim, heykel ve video gibi farklı disiplinlerdeki yapıtlarına yer verilecek. Sergi için hazırlanan kısa belgeselde ise sanatçıların üretim süreçlerine tanıklık etmek mümkün olacak.

 

Her geçen gün varlığı daha çok hissedilen, insanoğlunun doğaya müdahalesi veya küresel ısınmanın insan üzerindeki etkileri gibi birbiriyle paralellik taşıyan örnekler ya da savaşlar, göçler ve iç isyanlarla patlak veren toplumsal kırılmalar içinde sanatçılar, yaşanan bu değişimlerden nasıl etkilenmektedir ve kendi içsel değişimlerini sanatlarına nasıl aktarmaktadır? Toplumsal hayat ve siyasetin sanatı etkilediği, sanatın siyasete muhalefet ettiği, siyasi erk ve statükolarla daha fazla ilişki içinde olduğu bu döngüsel ortamda “iklim” kelimesi sadece doğa olayını tanımlayan bir kavramdan sıyrılarak, içinde yeni sosyolojik bağlamları yeşerten büyük bir evrensel döngünün katalizörü olarak içinde taşıdığı anlamları yeniden sorgulamamızı sağlıyor. İklim olayları üzerine inşa edilmiş organik ve coğrafi varoluş içerisinde, kendi bireysel ve toplumsal varoluşunu şekillendiren insanın; ruhsal, duygusal ve ideolojik iklim değişimlerini Bozlu Art Project Nişantaşı mekânında izleyici ile buluşturan sergi, “İklim Değişimi” kavramına doğanın bize anlatmaya çalıştığı yöntemlerin dışında bakmamızı, toplumun belleği ve sanatçıların düşünsel yola çıkış noktalarıyla evreni ve iklimi sorgulamamızı amaçlıyor.

 

Gaye Ateş, Özgür Demirci, Server Demirtaş, Utku Dervent, Volkan Diyaroğlu, Evren Erol, Demet Kaya Güngörür, Dinçer Güngörür, Medine Irak, Hülya Küpçüoğlu, Deniz Sağdıç, İlker Yardımcı ve Semih Zeki’nin “İklim Değişimi” olgusuna baktıkları yerden sanatlarını izleme olanağı sunan sergi, Bozlu Art Project Nişantaşı‘nda 28 Mayıs – 16 Ağustos 2014 tarihleri arasında izlenebilir.

 

 

 

TÜYAP ARTIST 2013

 

Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından, 2-10 Kasım 2013 tarihleri arasında Beylikdüzü TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenecek ARTİST 2013 / 23. Uluslar arası İstanbul Sanat Fuarı 2 Kasım 2013 Cumartesi günü kapılarını açıyor. Artist 2013, yaklaşık 1000 sanatçının eserlerinin sergilendiği 150 galeri ve 25 bağımsız grup ile birlikte 150’ye yakın genç sanatçıya ev sahipliği yapıyor.

Onur Ödülleri Sahiplerini Bulduİstanbul Sanat Fuarı’nın, her yıl plastik sanatlara katkıları ve farklı alanlardaki çalışmaları nedeniyle verilen onur ödülleri sahiplerini buldu. Türk resim sanatına önemli katkıları nedeniyle Sanatçı Onur Ödülü Yard. Doç. Dr. Mustafa Ata’ya verilirken; Eleştirmen Onur Ödülü Doç. Dr. Ahmet Kamil Gören’e, Sanatsever Kurum Onur Ödülü Portakal Çiçeği Uluslararası Plastik Sanatlar Kolonisi’ne, Koleksiyoner Onur Ödülü ise Erol Evgin’e verildi.

Fuarda, Onur Sanatçısı Mustafa Ata’nın eserlerinden oluşan özel bir sergi sanatseverlerle buluşacaktır.

 

 

Çin Halk Cumhuriyeti’nden Çağdaş Plastik Sanatlar Sergisi

Onur Konuğu Çin Halk Cumhuriyeti aralarında Bing XU, Ye LIU ve Lei XU gibi bilinen isimlerin de olduğu 16 sanatçının, geleneksel ile modernin buluştuğu sergi ile Sanat Fuarı’nda yer alıyor. “Geleneğin Yeniden Doğuşu” sergisi kağıt üzerine mürekkep ve mineral boya, yağlı boya, baskı, yerleştirme, heykel ve seramik teknikleriyle gerçekleştirilen işlerden oluşmaktadır.

 

Disiplinlerarası Sergi “Müdahale Var mı?”

İstanbul Sanat Fuarı, her disiplinden sanatçının katılımıyla direnişi yorumluyor. Küratörlüğünü Ali Şimşek’in üstlendiği sergiye sanat, politika, kamusallık ve direniş kavramlarının tartışılacağı panel ve forumlar eşlik edecek. Aralarında Komet, Yavuz Tanyeli, Şükran Moral gibi sanatçılarından işlerinden oluşan sergiye “Kamusallık, Direniş ve Sanat”, ve “Sanat Direniş ve Politikanın Neresinde” başlıklı paneller eşlik edecek. Panellerde konuşmacı olarak Emre Zeytinoğlu, Feyyaz Yaman, Ayşegül Sönmez, Foti Benlisoy, Rahmi Öğdül, Denizhan Özer, Fırat Arapoğlu, Osman Erden, Sadık Albayrak, Mustafa Kemal İz, Ali Şimşek, Rafet Aslan ve Zeynep Sayın konuşmacı olarak yer alıyor.

 

Türkiye’den Bağımsız Gruplar ve Sanat İnisiyatifleri

İstanbul Sanat Fuarı’nın vazgeçilmezi haline gelen bağımsız gruplar ve sanat inisiyatifleri bu sene de önemli sergiler ve güncel sanatın farklı disiplinlerinden işlerle ARTİST 2013’in rengi olmaya devam ediyor. Yaklaşık 25 Bağımsız Sanat Grubu 23. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı’nda yer alıyor.

 “DÜŞ VE GERÇEK”

Kişisel Resim Sergisi

22 OCAK - 2 MART

PiNELO GALERİ Beyoğlu - İstanbul

 

Deniz Sağdıç ˝İzleyiciyi, gerçek dünyadan düş dünyasına doğru bir  yolculuğa ,yeni kişisel sergisiyle devam ediyor.

Sanata˝ ,kendi deyimiyle 'yükseliş ‘dönemini yasayan "Düş ve Gerçek"  serisinde; resimlerini tuvallerine aktarırken düşle gerçek  arasındaki ince çizgiyi izleyicinin dikkatine sunması,  hayal gücüne zorlaması˝ serginin genel konseptini oluşturmaktadır.

Sanatçı, boyaların devinimi, figürlerin deforme edilmesi düşle gerçek arasındaki gidiş gelişleri renk ve figürlerle dışarıya aktararak, yorumu izleyiciye bırakmaktır. Serinin bu yeni döneminde boya katmanları daha geniş ve daha akışkandır.

 Sanatçının seçtiği konular, hayatında nirengi noktası kabul ettiği tarihi kişiler, olay ve kavramlardan oluşmaktadır

 

Serinin önceki dönemlerinden farklı olarak kompozisyonlar isimler ve metinler ile desteklenmiştir.

Deniz Sağdıç “Düş ve Gerçek” sergisini 22 Ocak tarihinden itibaren Pinelo Galleri’de izleyebilirsiniz.

 

Deniz Sağdıç Düş ve Gerçek sergisi İş Sanat İzmir Galerisi’nde

 

İş Sanat İzmir Galerisi 6-23 Kasım tarihleri arasında Deniz Sağdıç Düş ve Gerçek sergisine ev sahipliği yapıyor. Sağdıç’ın 35 eserinin yer alacağı sergiyi ziyaret edenler tuvallerde; düşle gerçek, somutla soyut arasındaki geçişlere tanık olacak.

 

Deniz Sağdıç, kendi deyimiyle yükseliş dönemini yaşayan “Düş ve Gerçek” serisinde imgeleri tuvale aktarırken düş ile gerçek arasındaki ince çizgiyi sanatseverlerin dikkatine sunarak, onların hayal gücünün sınırlarını zorluyor.

 

Sanatçı resimlerinde merkeze kadını alırken, onların toplumsal hayattaki konumunu ve kültür endüstrisinin dayattığı, günümüz alışkanlıklarına bağlı olarak geçirdiği evrimi sorguluyor. Düş ve gerçeklik olgusunu boyaların oluşturduğu katmanları iç içe geçirerek ve figürleri deforme ederek yansıtan Sağdıç, ortaya çıkardığı eserleri yorumlamayı sanatseverlere bırakıyor.

 

Deniz Sağdıç Düş ve Gerçek Sergisi 6-23 Kasım tarihleri arasında İş Sanat İzmir Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.

 

 

EGE ART 2013

 

 

Ege Üniversitesi tarafından düzenlenecek olan "5. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri"ne sayılı günler kaldı. EgeArt adıyla markalaşan sanat günleri 'Kıyıda' temasıyla 6-15 Aralık 2013 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi başta olmak üzere İzmir'in 22 farklı kültür merkezi ve sanat galerisinde düzenlenecek.

 

Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Candeğer Yılmaz, "5. Uluslararası Ege Art Sanat Günleri" nin tanıtılması ve İzmir'in EXPO 2020 adaylığına destek olmak amacıyla bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya; Ege Üniversitesi Genel Sekreteri Prof. Dr. Bülent Özkan, EgeArt Kreatörü Tüzün Kızılcan ve Ege Üniversitesi öğrencilerinden Bayram Mutlu katıldı.

 

Rektör Prof. Dr. Yılmaz; "Expo 2020'nin oylamasından müjdeli bir haber almak istiyoruz. Tüm enerjimizin oraya gitmesi için başarı dileklerimi iletmek istiyorum" diyerek konuşmasına başladı. Prof. Dr. Candeğer Yılmaz; "EgeArt adıyla markalaşan sanat günlerine 'Kıyıda' temasını seçtik. Sanatçıları, ünlerinin yanında İzmir'imizi sanatsal boyutuyla tanıtmak istediğimiz ülkelerden belirledik. Yabancı 40 ülkeden, yurtiçinden 22 il ve 38 üniversiteden katılan, 156'sı yabancı 503 sanatçının eserlerinin, 22 farklı mekanda sunulduğu sergilerle; eş zamanlı düzenlenen birçok çalıştay, konserler, sahne performansları, film gösterimleri, paneller, yarışmalar ve tüm bu etkinliklerin takip edileceği foto-maraton ile çok kapsamlı bir sanat yelpazesini sizlerle paylaşmak istedik. Etkinliklerimizde 2 bin 500'den fazla eser, sanatseverlerin beğenisine sunulacak" dedi.

 

İzmir'in aydınlık yönünü ortaya çıkaran sanatı, eğitimin ve ahengin bir parçası olarak gördüklerini ifade eden Rektör Prof. Dr.Yılmaz; "58 yıllık geçmişi olan bir üniversite sorumluluğuyla her yıl 300'den fazla kültür, sanat ve spor etkinlikleri düzenliyoruz. EgeArt Günleri'nin de sanata verdiğimiz değerin göstergesi olduğunu bilerek, kentin kültürel yönüne dikkat çekmek için özgün sanatçıları çağırdık. 6-15 Aralık tarihlerinde kendilerini İzmirliye, ülkemize tanıtmaya çalışacaklar. Değişik başlıklarda 503 sanatçının 2 bin 500'ü aşkın eseri sanatseverlerin ayağına gidecek" diye konuştu.

 

EGEART SANAT GÜNLERİ'NE 40 ÜLKEDEN SANATÇI DESTEĞİ

 

5. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri'ne resim, baskı resim, heykel, seramik, cam, videoart ve kağıt sanatları ile güncel sanat dallarından Türkiye'nin yanı sıra 40 ülkeden 156 yabancı sanatçı katılacak

 

Dinamo 1

Genç Sanatçılar Sergisi

8 Mart – 3 Haziran 2013

Swissotel Büyük Efes

 

 

 

Sanat etkinliklerinin ilki olan ve 16 genç sanatçının eserlerinin bir araya gelmesi ile oluşan  “Dinamo 1” sergisi 8 Mart’tan itibaren Swissôtel Büyük Efes’te sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

 

3 Haziran 2013 tarihine kadar Swissôtel Büyük Efes’in Kordon 1 salonunda sanat severlerle buluşacak olan “Dinamo 1” adlı sergi, ismini durağan enerjinin elektrik enerjisine geçmesinden, Swissôtel Büyük Efes’te sanat etkinliklerinin yeniden başlamasından ve genç sanatçıların üretimlerinde var ettiği enerjiyi sergiye aktarmasından alıyor. “Dinamo 1”, 16 genç sanatçının resimlerin ardındaki hikayeleri keşfetmek isteyen sanat severleri unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

 

Büyük Efes Sanat işbirliğinde, Kültür ve Sanat Yöneticiliğini Meriç Aktaş Ateş’in üstlendiği bu özel serginin açılış kokteyli 8 Mart’ta Swissôtel Büyük Efes’in ev sahipliğinde gerçekleşti. Otelin Genel Müdürü Rıza Elibol, açılış konuşmasında; sanatsal içeriği ve mimari yapısı ile bir efsane haline gelen Swissôtel Büyük Efes’in yıllar önce başlaşmış olduğu sanat etkinliklerini yeni bir boyuta taşıyarak devam ettirdiğini ifade etti. Elibol, bu etkinliklerinin sürekliliğini sağlamak adına genç ve usta sanatçıların eserlerinin yanı sıra, çeşitli üniversitelerin sanatsal etkinliklerine de aynı proje çerçevesinde destek vereceklerinin müjdesini verdi. Sözlerine devam eden Elibol, yaklaşık 500 sanat eserine ev sahipliği yaparak bir sanat oteli misyonu üstlenen Swissôtel Büyük Efes’in kültür ve sanat seminerleri düzenleyerek sanat turları gerçekleştirmeye devam edeceğinin  altını çizdi.

 

 

ALL ARTS ISTANBUL 2013

 

Istanbul Kongre Merkezi'nde Nisan ayında ilk kez düzenlenecek All Arts Istanbul; Türk ve Osmanlı gelenekli sanatlarından, antikaya, modern sanata sanatseverlere geniş bir yelpaze sunacak.

 

İstanbul, 2013 Nisan ayında çok farklı bir konseptle tasarlanan yepyeni bir fuara kavuşacak. İstanbul Kongre Merkezi Fuar alanında 18 - 21 Nisan 2013 tarihleri arasında ilk kez sanatseverlerle buluşacak olan All Arts Istanbul fuarı, sanat dünyasında geçmiş ve güncel, geleneksel ve modern tüm üretimi kuşatacak ve kavrayacak; klasik Türk sanatları, antika, modern sanat örnekleri ile İstanbul'un ve bölgenin sanat hayatına farklı bir boyut getirecek.

 

Bölge ülkelerden uzmanlar, kanaat önderleri, koleksiyonerler, akademisyenleri davet ederek İstanbul'un geniş bir bölgede izlenen ve yeni açılımlara olanak tanıyan bir platform haline gelmesi vizyonu ile hareket eden fuar; Türkiye'de sanata, sanat nesnesine yatırım yapan her kesimden insanı ve kurumu bir araya getirecek bir zemin olmayı hedefliyor.

 

Fuara galeriler, kurumlar ve müzayede evlerinin yanı sıra sahaflar, ustalar, zanaatkârlar, antikacılar ve yayınlar katılacak. All Arts Istanbul sanat fuarı farklı kategorilerden oluşacak; Birinci bölümde Klasik Türk Sanatları yani gelenekli sanat icra eden ustalara yer verilecek. Bu bölümde aralarında yazma, hat, keçe, tezhip, minyatür de olmak üzere 12 kategoriden 92 usta ve sanatçı yer alacak. İkinci bölümde Antika; Resim, çini, efemera (gündelik hayata ait biriktirilmiş ufak tefek), kuyum, halı, nümizmatik (sikke ve madeni paralar) - örnekleri yer alacak. Üçüncü bölümde ise Modern ve Çağdaş Sanat örneklerinin sergileneceği galeriler bulunacak. Özel koleksiyonların da görülebileceği fuar sanat kurumları, sanat yayınları, kitapçı ve sahaflar ile beraber 140 katılımcıyı ağırlayacak.

 

Remzi Gür "Divan-I Hümayun Emanetleri" (Remzi Gür Koleksiyonundan Ferman Seçkisi), Papko/Öner Kocabeyoğlu Koleksiyonu (Modern Türk Sanatları ve Heykel Seçkisi), Yusuf İyilik Geleneksel Türk Sanatları koleksiyonları fuar kapsamında sanatseverlerle buluşacak.

 

Türkiye'nin yeni uluslararası sanat fuarı All Arts İstanbul' da; II. Abdülhamit döneminde saray ressamı olarak Osmanlı sarayına hizmet vermiş oryantalist ressam Fausto Zonaro'nun eserleri de yer alacak.

 

Fuar, katılımcılarına, sanatçıların stüdyolarına ziyaretler; müze ve özel koleksiyonlara rehberli turlarla birlikte seminer, konferans ve atölye çalışmaları gibi paralel programları da sunacak. Düzenlenecek konferans serisi kapsamında Prof. Dr. Uğur Derman, Prof. Dr. Gül İrepoğlu, Prof. Hüsamettin Koçan, Prof. Dr. İskender Pala gibi önemli sanat profesyonelleri konuşmacı olarak konuk edilecek. Konferans programı kapsamında gerçekleşecek konuşmalarda; "Klasik ve Özgün Hat Uygulamalarının Genel Değerlendirilmesi", "Dünya Fuarlarında Osmanlılar ve Oryantalizme Etkileri", "Tarihte Kadın Hattatlar", gibi konu başlıklarına odaklanılacak. Konferans programının önemli konularından biri de İstanbul Zeyrek'te bulunan ve Mimar Sinan tarafından Barbaros Hayrettin Paşa adına inşa edilen Çinili Hamam'ın çinileri ve Osmanlı çini sanatının çeşitli yönlerinin irdeleneceği "İstanbul'da Bir Hamam ve Osmanlı Çinileri" olacak. Konuşmacılar arasında Louvre Müzesi'nden Charlotte Maurry konuk olacak.

 

"ARTİST 2012"

17- 25 Kasım 2012

 

mericaktas.com I art management, 22. Uluslar arası Sanat Fuarı'nda 8. Salon No: 802'de karma resim sergisi ile sanatseverleriyle buluşuyor.

Sanat Yöneticiliği’ni Meriç Aktaş Ateş’in üstlendiği sergide Deniz Sağdıç, Ezgi Özkılıç, Haydar Akdağ,

Kemal Önsoy, Mustafa Karyağdı, Sevim Özyurt, Şükrü Karakuş' un eserleri yer alıyor.

 

TÜYAP ARTİST 2011

 

TÜYAP tarafından 12-20 Kasım 2011 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı-ARTİST 2011, yeniliklerle sanatseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Onur Ödülleri Belli Oldu

İstanbul Sanat Fuarı’nın, her yıl plastik sanatlara katkıları ve farklı alanlardaki çalışmaları nedeniyle verilen onur ödülleri sahiplerini buldu. Türk grafik sanatına önemli katkıları nedeniyleSanatçı Onur Ödülü Sayın Prof. Dr. Yurdaer Altıntaş’a verilirken; Eleştirmen Onur Ödülü Prof. Dr. Sayın Uşun Tükel’e, Sanatsever Kurum Onur Ödülü Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’ne ve Koleksiyoner Onur Ödülü ise Prof. Dr. Münir Ekonomi’ye verildi.

Prof. Dr. Yurdaer Altıntaş’ın 60 Yıllık Çalışmaları Fuarda

21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı Onur sanatçısı Yurdaer Altıntaş’ın öğrencilikten başlayarak gerçekleştirdiği 60 yıllık çalışmalarından derlenen eserleri ve retrospektif niteliğinde kurgulanan bir sergi ile fuar süresince sanatseverlerin ziyaretine açılacak

Afişler, pankartlar, kurumsal kimlik tasarımları, illüstrasyonlar, kitap ve dergi kapakları, çalışma yaşamından seçilmiş fotoğraf kareleri, video görüntüleri ve basılmış işlerin temel alındığı sergilemede, karşılaştırmalı yaklaşımla, orijinaller ve taslaklar da izleyiciye sunuluyor.

Prof. Dr. Münir Ekonomi Koleksiyonu’ndan Bir Kesit: Arkeolojide Sanat

Prof. Dr. Münir Ekonomi Anayasa ve Ticaret Hukuku konusunda çalışmaları ve birçok kuruma verdiği desteğin yanı sıra sanat ve arkeolojiye yönelik sorumluluğuyla bize önemli eserleri sunuyor.

Sanatın her dalından; müzikten edebiyata, seramikten resme kadar birçok alanda geliştirdiği bilgi birikimiyle Prof. Dr. Münir Ekonomi koleksiyonundan bir bölümünü İstanbul Sanat Fuarı’nda sergileyecek.

Serginin ilk bölümünde, T.C Turizm Bakanlığı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gözetiminde korunan 150 arkeolojik nadide eser özel izinle sergilenecek. Arkeolojide Sanat başlıklı sergide, Prof. Dr. Münir Ekonomi’nin koleksiyonundan maddi kültür varlıkları olarak tanımlanan arkeolojik buluntuların, günümüze ulaştırdığı bilgilerin bir özetini sunuyor

Sergide, Kalkolitik Dönemden Bizans Dönemi’ne uzanan geniş bir zaman dilimine ait eserler yer almaktadır. Serginin ilk bölümü; Gündelik Yaşam ve Sanat, İnanç ve Sanat, Savaş ve Sanat, Gömü Gelenekleri ve Sanat başlıklarından oluşuyor.

Resim ve heykel koleksiyonun yer alacağı sergide ise  Fikret Mualla, Mehmet Nejat Devrim, Nuri İyem, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mehmet Güleryüz gibi Türkiye Sanat Tarihinin önemli ressamlarının resimlerinden oluşuyor.

 

DENİZ SAĞDIÇ / “DÜŞ VE GERÇEK” / 08 ŞUBAT – 26 ŞUBAT

 

Sanatçı resimlerini tuvallerine aktarırken düşle gerçek arasındaki ince çizgiyi izleyicinin dikkatine sunması, onu hayal gücüne zorlaması serginin genel konseptini oluşturmaktadır.

Boyaların devinimi, figürlerin deforme edilmesi düşle gerçek arasındaki gidiş gelişleri renk ve figürlerle dışarıya aktarmış, yorumu izleyiciye bırakmıştır.

 

Contemporary Istanbul 2011

 

Türkiye'nin ilk ve tek uluslararası çağdaş sanat fuarı 'Contemporary İstanbul', 6. yılında sanatseverleri yeni ve daha geniş bir alanda ilklerle buluşturmaya devam ediyor.

24-27 Kasım 2011 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ile İstanbul Kültür Merkezi'nin yer aldığı toplam 12.500 metrekarelik bir alanda gerçekleştirilecek olan fuarda, Türkiye'den ve dünyadan 550 sanatçıya ait 3000 çağdaş sanat eserinin görülebilecek. Contemporary İstanbul'u 1000'in üzerinde uluslararası koleksiyonerin ziyaret etmesi bekleniyor.

Ana sponsorluğunu Akbank Private Banking, destek sponsorluğunu Zorlu Center'ın üstlendiği Contemporary İstanbul'a bu yıl, 22 ülkeden 41'i yurtdışı ve 48'i yurtiçi olmak üzere 89 çağdaş sanat galerisi katılacak.

Türk çağdaş sanatının yanında; Balkanlar, Karadeniz, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz ülkelerinin sanat üretimlerine de ev sahipliği yaparak İstanbul'u merkez haline getirmeyi amaçlayan Contemporary İstanbul,'New Horizons - Yeni Ufuklar' adlı bölümde her yıl farklı ülkelere yer veriyor. Bu yıl 'New Horizons' bölümünde, Körfez ülkelerinden (Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Suudi Arabistan) 7 sanat galerisi yer alacak.

Sanatın yaygınlaşmasını ve benimsenmesini sağlamak, genç sanatçı ve galerilere destek olmak amacıyla tüm yıla yayılan konferanslar ve sergiler de düzenleyen Contemporary İstanbul, bu hedef doğrultusunda geçtiğimiz ay dünyanın ünlü mimar ve sanatçılarını 'Kent ve Kültür' konferansı kapsamında İstanbul'da ağırladı. Pritzker Ödüllü mimar Jacques Herzog'un da katıldığı konferansta İstanbul'un kültür ve sanat merkezi olarak değişmekte olan altyapısı tartışıldı.

 

1968'in 40. Yılı: "Bir Rüzgarın Arkeolojik Kazısı"

 

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD), Piramid Sanat ve 68'liler Birliği Vakfı ile beraber, "1968" fenomeninin 40. yılı için, yıl içine farklı sergi ve etkinliklerle yayılacak olan bir "Çalışma Atölyesi" düzenliyor. İlk sergi 8 Mayıs - 30 Haziran 2008 tarihleri arasında Piramid Sanat ve UPSD Galerisi'nde izlenebilecek.

 

 

4 Nisan 2008 Cuma günü Piramid Sanat Cafe 57'de düzenlenen basın toplantısıyla duyurulan bu etkinliğe başta, "68'liler Birliği Vakfı" olmak üzere aydınlanmanın temsil ettiği değerlere sahip çıkan birçok kurum, bu etkinliklere destek olacaklar. 1968 kuşağının Türkiye önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın 6 Mayıs 1972'de infaz edilen idamlarının anma gününden 2 gün sonra 8 Mayıs'ta, hem UPSD Sanat Galerisi hem de Piramid Sanat'ta paralel olarak açılacak olan sergiler, 30 Haziran'a kadar izlenebilecek.

 

Düzenlenen basın toplantısına UPSD yönetim kurulu ve 68 sergisi danışma kurulu dışında, Deniz Gezmiş'in ağabeyi Bora Gezmiş de katıldı.

 

Geniş bir danışma kurulunun yön verdiği etkinliklerin içinde yer alan sergilerin küratörlüğünü UPSD Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Bedri Baykam yaptı.

 

UPSD üyesi sanatçılar dışında katkı vermek isteyen diğer sanatçılara da açık olacak olan serginin 2. bölümü Eylül ayında yine aynı mekanlarda görülebilecek.

 

Sergilere paralel olarak yapılacak olan paneller dizisinde ise konunun en yetkin isimleri siyasi, sosyolojik ve kültürel olarak 1968 rüzgarını, 40. yılında her açıdan mercek altına alacaklar.

 

Konu başlıkları arasında ise, 68'in ulusal, uluslararası ve sanatsal boyutlarda tartışan başlıların ötesinde, son zamanlarda gittikçe büyük bir ilgi gören Deniz Gezmiş'i yakından tanıtmayı amaçlayan "Arkadaşım Deniz"başlıklı 2 farklı panelin büyük ilgi görmesi bekleniyor.

 

Panellerin yanı sıra 1968 Kuşağı üzerine çekilen Reis Çelik'in "Hoşçakal Yarın" (1997), Turgut Yasalar'ın "Leoparın kuyruğunu asla tutma, tutarsan asla bırakma" (1998), Bahriye Kabadayı'nın "Devrimci Gençlik Köprüsü"başlıklı filmlerle beraber, Jasna Samic'in "Quo Vadis 68" filmi ve Romain Goupil'in 68 filmi de görülebilecek.

 

Sergiler, alışılan olağan sergi düzeninden farklı olarak katılıma açık "Çalışma Atölyeleri" olarak düzenlenecek. Projenin küratörü Bedri Baykam "68'li Yıllar"a ait belge, doküman, fotoğraf ve eşyaları, sergi öncesinden şimdi talep ettiği gibi sergiler süresince de, bu "memorabilia" eklerinin sergi ortamına ödünç olarak eklenebileceğini vurguluyor.

 

 

ABOUT

EXHIBITION

CONTACT